Thursday, September 19, 2019

Yanılgı

Evet geceyi yarılayıp loş ışığı da yaktığıma göre bi şeyler karalama vakti gelmiş demektir. Bir iki döngü de Çamur'dan Sergüzeşt parçasını dinlemişim bi güzel. Suriyeli komşularım da bugün biraz sessizler, sanırım misafirliğe gittiler veya misafirler bugün gelmedi. Neyse konumuza dönersek.
Diyelim ki Moda'da geziyosun. Adaları gören yüksek tavanlı şık apartman daireleri. Muhit güzel ambiyans güzel. Balkonları da süslü püslü. Zevk sahibi oldukları sanata aşina oldukları perdesiz pencerelerinden görülüyor. Gerçi deniz/boğaz manzarası dururken bu evlerde televizyonun seyredildiğini görmek hep biraz içimi burmuştur ya neyse. Neyse ne diyoduk. Ha kapıda son model araba. Parasal anlamda sıkıntısız insanların yaşadığı çok belli. O anda "Ulan hayat da bunlara güzel ha" repliği insanın içinde beliriyor gayriihtiyarı. Haksız da sayılmaz hani. 500bin dolarlık evde 100bin dolarlık eşyayla ve kapıda da 50bin dolarlık arabayla bezeli bir yaşam göz kamaştırır bir nebze. Bunda yalan yok. Benim itiraz ettiğim nokta bu insanların bu imkanlara mirasla ya da piyangoyla erişmiş oldukları yanılgısı.
Ne bileyim belki adam yıllarca üçüncü sınıf ülkelerde ataşelik yapmıştır, ya da gençliğini laboratuarlara gömmüş yetkin bir kimyagerdir, belki on saatlik ameliyatların doktorudur.. Yani tamam bir servet edinmiş ama bu serveti kolay edindiği ne malum. Bir makale için altı ay izin alıp hücrevari kabine kapanıp gecesini gündüzünü bi konuya adayan akademisyenler var. Ya da okyanus aşan kaptanlar falan. Yani o mülkleri edinenlerin de en az bir fakir kadar çile çekmedikleri ne malum. Ticaret bile yapıyor olsa o bile iflası göze almış parasını riske etmiş demektir. O da takdire şayandır. Demem o ki bir şarapevinde bin dolarlık şarap açıp son derece mutlu görünen adamı da kınamamak lazım. Belki aylar süren bir M&A operasyonunu başarıyla sonuçlandırmış bir avukat, muhasebeci veya ceo'dur. Çok ter dökmüş, stres yaşamış belki uykusuz geceler geçirmiştir.
Tabi bir dizide ucuz pozlar kesip sırf görüntüsünden iyi paralar kaldıranlar da var ama onlar da her an yeni projede yer almamanın, papucu dama atılmanın vs kaygısını yaşarlar.
O yüzden böyle muhitlerin özellikle de yaşlı sakinlerini ayıplamamaya ve onlara çok da özenmemeye çalışıyorum. Sonuçta bi şeyler edinilmişse de bedeli peşin ödenmiştir gerek eğitim gerekse de efor sarfedip, risk üstenip, eser üretilerek.
Tam bu sırada komşunun küçük çocuğu arapça ağlıyor.

Sunday, September 15, 2019

30 yaş sendromu var mı yok mu

30 yaş sendromu. Böyle bir şey sahiden var mı yoksa psikologların uydurduğu bir metafor mu. Bence yok. Peki hiç mi yok. Şöyle var. Diyelim 30 yaşına geldiniz ve bir mesleğiniz yok. Ya da mesleğiniz var da iş bulamadınız işiniz yok. Buyrun sizi bunalıma şurdan alalım. Tamam da bir insanın işi yoksa ve bundan sebep bunalımdaysa bunun yaşla ne ilgisi var. Sonuçta 20sinde de olsa 40ında da olsa kişi iş aradığı halde işsizse zaten otomatikmen bunalımdadır da. Ha denebilir ki 40ındakinin yatırımı iradı falan vardır ordan idare eder, 20sindeki de pederden destek görür kısmen falan. Olabilir. Ama bu halde bile o kişi bunalımdan azade değildir yani bu da böyle biline.
30u bunalımlı yapan şudur biraz. Artık baba olmak istersiniz anne olmak istersiniz, bi yuvanız düzeniniz olsun istersiniz ama olduramazsınız çoğu zaman. Kafanıza gönlünüze göre eş bulamazsınız, garantili iş bulamazsınız. Aileniz de sizi anlayacağı yerde sanki siz gönülsüzmüşsünüz gibi pres yapmaya başlar, iş yönünden de adınız balta ve sapla aynı cümlede geçmeye başlar falan can sıkıcıdır bunlar tabi. Kolayına bugünden yarına savamazsınız da başınızdan. Konu hep güncelliğini korur bi şekilde.
30u bunalımlı kılan bir diğer şey de diyelim görece iyi bir fakülte bitirdiniz ama gerek kriz gerekse başka sebeplerden atanamadınız ya da iş bulamadınız. Orta okulda iş beceremez diye sanayiye ne bileyim çıraklığa verilen tanışlarınızın mekan işlettiğini passata bindiğini falan görürsünüz. Çocuğunu da sever bi güzel karşınızda. Ev muhabbeti açar araba muhabbeti açar. Siz öyle apışıp kalırsınız. Markette 6lı yumurtanın 2,75 lira olduğunu bilmenin hüznüyle. Adamın Tolstoy'dan haberi yoktur fotosentez desen o ne der ama para ondadır. Toplumda makbul kişidir. Teyzeler için ideal damattır. Yine de bilen olmayı hiçbir şeye değişmem de sonuç olarak 30larında entelektüel bir işsiz olmak herkes için zordur.
Bir de şunu anlıyor oluyorsun. Hani vardır ya bilgisayar oyunlarına kafayı takan tipler kulağında kulaklık, online savaş-strateji oyunu falan. Ya da dostlarla her akşam kafayı çeken akşamcı tipler. Ya da elinden gelse 7×24 okeye gömülecek tipler. Bunlar bi süre sonra mallaşıyor genelde kendileri fark etmese de. Tabi kınamış olmayayım da. İşte böyle kendi kendini uyuşturanları anlıyor insan. Çünkü her an kendiyle yüzleşmek, otuzunda bir hiç olduğuna şahit olmak bünye için zor bir sınavdır.
Sonuç olarak 30lu yaşlar hem güzel hem zor yaşlardır. Eğer işsiz ve gelirsiz hatta Allah korusun geleceksizsen her yaş zordur.
Kuvvetli bir iman ya da belki tutarlı sağlam bir hayat görüşü olmadan atlatılması bence çok zor.
Şu da bir gerçek ama. Bunalıma katkısı var mıdır yok mudur emin değilim de 30larla birlikte gençlik ışıltısı ve o güzellik hafiften demir almaya başlıyor. Göz göre göre gidiyor canına yandığım. Tabi tipin oturaklaştığı da oluyor da 20lerdeki o canlı kanlı yüz kalmıyor. Kırışıklıklar, seyrelmiş saç ve kilo valiziyle gelip usul usul kurulmaya başlıyor simanıza. Bunu bilmek ve kabullenmek acı verse de kaçarı çaresi yok.

Pardon ama

En baştan yazayım, bana kalırsa 200bin tlden ( ya da 40bin dolar) dan daha pahalı arabaya binmek şovdur, görgüsüzlüktür. Yani tabi beni ilgilendirmez de kimin neye bindiği yine de cehaletin dışavurumu gibi gelir bana.
Araba bi ihtiyaç ona kimse itiraz edemez. Binek sonuçta, her devirde de ihtiyaç olagelmiştir. Ama diyelim ki 200-250 bin segmentinde bi araban var. Kliması, hava yastığı, yokuş kalkış desteği, otomatik vitesi vs E daha ne arıyosun ki sen daha. Hayır yani 100kmye 10 saniyede çıksan nolur 7 saniyede çıksan nolur. Aradaki 3snyede sanki neyi halledeceksin de hesabını yapıyosun. Diyelim ki pahalı olanı 370 basıyor. Peki o hıza kim ulaşabilir. 200ü aşmak bilinçli taksire girer hatta bence. Kamu güvenliğini de tehlikeye atmış olursun zaten eğer trafiğe kapalı alan değilse. Ya da intihara teşebbüs de denebilir. Yani ne gerek var o kadar parayı bir arabaya vermeye. Tamamen ben zenginim deme yöntemi.
Diyelim 3milyar tllik servetiniz var. Ve bunu görgüsüzce milletin gözüne sokmak istiyorsunuz. Çünkü başka türlü bir anlamlandırmaya yabancısınız. Görgünüz kalibreniz yetmiyor buna. E sokaktan geçeni de eve davet edip altınlarınızı servetinizi ayakkabı saat koleksiyonunuzu gösteremeyeceğinize göre.. Napacaksınız mecbur lüks araç alıp milletin gözüne sokacaksınız ki varlığınız anlam bulsun. Yoksa başka türlü kendinizi bir hiç olarak hissetmekten kurtulamayacaksınız. Ki hala bi hiçsiniz ya neyse. Gerçi şimdi instagram çıktı yediğini içtiğini gezdiğini de paylaşıp var olduğunu kanıtlamaya çalışanlar var da yine de araba daha ideal yöntem bunlar için. Sonuçta mobil bir şey, köye bile götürüp hava atma ihtiyacını giderebilirsin.
Ha peki napsın o parayı. Kardeşim çok paran varsa git bir işletme aç sayende iki üç kişi ekmek yesin. Bi kaç başarılı çocuğa burs ver. Özel hoca tut yeni dil öğren. Ne bileyim varlığına değer katmak için kendi iç dünyana yatırım yap. Yatırım yapıp ekonomiye can suyu ol, istihdam yarat. Yine iyi arabaya bin ama aşırıya kaçıp çiğliğini de ifşa etme. Gene de serbest piyasa tabi.

15bin

Düşündüm de 15bin gün sonra ben nolacağım acaba, çevremdeki insanlar, dünya.. Eğer yaşıyorsam 80ler civarında olurum. Her şey yolunda gitmişse evlenmişsem falan da muhtemelen torun seviyor olurum. Her gün düzenli tükettiğim bi düzine ilaç. Annemgil falan göçmüştür muhtemelen çoktan. Teyzeler, bir sürü kuzen hepsi gitmiştir. Bugünki dostlar da kimbilir nerdedirler ya da ölmüşlerdir onlar da. Allahım ne büyük yalnızlık. Bugün bildiklerim belki yanlışlanmıştır ya da unutmuşumdur bir kısmını. Heybemde pişmanlıklar tevbeler de vardır illa ki. Dünya sevgisi azalmaz muhtemelen de yine de öbür tarafa bi yakınlık hissediyorumdur heralde. Neticede tüm eş dost orda. Şu anki borçlarım zamanaşımına uğramıştır illa ki. Tabi zamanaşımını kesen, durduran durumlar gerçekleşmemişse. Hocalar, fakülteden arkadaşlar, bugünün zenginleri, ünlüleri çoktan tarih olmuştur. Şimdiki son model arabalar da müzelik olmuştur. 15bin gün sonra bugün. Şimdilerde beğendiğimiz özlemini çektiğimiz kadınlar ölmemişlerse çirkinleşmişlerdir. Akıllı telefon dediklerimiz daktilo mesabesine inmiştir. Bir gün daha yaşamak en büyük dileğimiz olmuştur. Ya ilerlemişizdir ya da bir bardak suya hasret çorak bir dünyayı miras almışızdır kendimizden. 15bin gün. Aslında çok büyük bi sayı da değil. Tane tane geçer gelir.
Ne tuhaf şey ya. Topu topu 15bin gün sonra bugünki her şey anlamını yitirmiş oluyor. Tabi iyilik, güzel ahlak, erdem bunlar kalır da ne bileyim göze tene hitap eden şeyler hurda. 15bin gün için mi bunca çaba. Çaba hadi neyse de aldatma, hile, cebir.
Sayıya vurunca anlamsızlaşıyor.
Yine de hayatı mücadele güzelleştiriyor. Doğru yolda dervişane sebat etmek, şükretmek. Sonu belli de olsa sonlu da olsa hayat filmini güzelinden çekmek paha biçilemez.

Friday, September 13, 2019

Biraz kişisel olacak ama

Kendimi artık bütün zevkleri tatmış ve bıkmış gibi hissediyorum. Sanırım 20li yaşlarımda her şeyi çok hızlı tükettim ve tükettikçe de tükendim. Hani bir kıyafeti çok beğenirsiniz de onu giyince ortamların en on numarası olacağınızı düşünürsünüz. Gün gelir nasip olur giyersiniz de ama hiçbir şeyin değişmediğini görürsünüz. Sonuç koca bi disappointment. Dediğim şey de aynen öyle. En güzel manzaralar, pahalı giysiler, lüks mekanlar, cool ortamlar, ünvanlar, ne bileyim her şey ama her şey. Hiçbiri hayata anlam katamıyor. Tutkulu aşklar, çapkınlıklar, müzikler, eğlenceler ve sınırsız özgürlük.. Hiçbiri çok da matah değilmiş. Belki de eksikliğinde gözümde büyütmüşüm de sonra yaşayıp anlamsızlığını görünce bu hayal kırıklığı kalmış elimde. Şu an galatada yüksek tavanlı tarihi evimde yatağımda oturuyor olsam ya da boğazda tribleks yalımın serin bahçesinde sandalyeme kurulmuş olsam.. hepsi şu anki evimle bir bence. Hiçbir farkları yok. Dışardan bakan nadanlar farklı sansa da yok. O yüzden hiçbir şeyi tutkuyla arzu etmemek gerektiğini, hırsın bu kısa ömür için tamamen gereksiz olduğunu gördüm. Plazalar da gördüm villalarda da vaktim geçti, hiçbiri mutluluğun ve içsel tatminin garantisi değilmiş bilhakkın anladım. Önemli olan içsel derinleşme ve ruh duruluğunu hep korumaya çalışma. Gerisi hikaye.

Thursday, September 5, 2019

Doktorlar neden mutsuz?

Bu sorunun bendeki cevabı şu: Hepimiz biliriz ki içindeki potansiyeli ortaya çıkarmak kişiyi mutlu eder. Uçmak kuşu mutlu eder ya da saatte yüz km hıza erişip geyiği avlamak da çitayı. Ya da şöyle diyeyim, farzedelim parlak bir öğrencisiniz. Sağlam çalışmışsınız. Denemeye girince 120 soruda 110-115 net yapmak sizi mutlu eder. Çünkü potansiyelinizin ortaya çıkması başlı başına bir mutluluk sebebidir. Koç ailesinden de olsanız, para kariyer ihtiyacınız olmasa bile bu mutluluğa engel değildir bu.
Gelelim doktorların durumuna. Bi an için şöyle bir manzara hayal edelim. BMW'nin Berlin'deki merkez ofisinde çok kritik bir toplantıdasın. Toplantının konusu da yakıt tasarrufu sağlayan yeni motor tipinin aşılamayan birkaç handikapına çözüm getirmek. Her ırktan milletten üst düzey mühendisler teknikerler ne bileyim iç mimarlar designerlar developerler orda. Sunumlar yapılıyor, tartışmalar dönüyor, sorular itirazlar vs. 500 milyon euroluk bi yatırımın fikirsel altyapısı oluşturulmaya çalışılıyor. Sen de ordasın, görüşlerin önemseniyor, çürütmeye çalışanlar var ya da elinde güçlü veriler var falan. İşte bizdeki doktorların ekserisi böyle bir toplantıda aşık atacak kişiler olmaya namzet. Ama onlar napıyorlar.
Anadolunun daģlar ardında ücra bir beldesinde tek katlı sağlık ocağında, ekipmansız bi masa bi sandalye. Basit hastalara rutin ilaç yazmakla, komplikeleri ilçeye sevk etmekle, menapoz teyzelerin içi geçmiş amcaların triplerini çekmekte, hayatını 8-5 idame ettirmektedir. Boş vaktinde sosyal medya belki bi yabancı dizi.
İşte mutsuzluģun nedeni bu. Bu doktor aslında international ultra kıdemli bir kişi olup potansiyelini ortaya çıkarmak yerine kendi kapasitesinin çok altında bir işi yapmakta olduğu için mutsuz oluyor. Çünkü potansiyeli kabiliyeti temerküz edemiyor, ışıldayamıyor. Ha alanında çok iyi bir doktor olabilirse tekrar mutluluğa kavuşabilir belki ama o hantal hayat onu bu yoldan da alıkoyuyor zamanla. Memur bir adam olarak mutsuz bir yaşantı ya da bu duruma alışmak kaderi oluyor sonra.

Thursday, August 22, 2019

Çalışkan tipler

Burada çalışkan tipleri sınıf sınıf ele alacak değilim. Sadece üniversiteye başladığım ilk yıllarda beni şaşırtan bir durumu anlatayım. Zaten yeri gelmişken de "hayretini hiç yitirme" diyerek sosyal mesajımı da vermiş olayım. 
Tabi insan anadolunun görece kapalı bir toplumunda yetişince ne yazık ki bagajında pek çok önyargı da biriktiriyor. Bu hep böyle değil, hele şimdilerde teknoloji ve iletişim çağında önyargısız yetişmek de mümkünse de önyargı insana zor anlarda çabuk karar verme imkanı verdiğinden pek çok insan pek çok konuda önyargıya sahip. Benimki önyargı da sayılmaz aslında. Belki biraz peşin hüküm. 
Durum şuydu, üniversitede kütüphanede saatlerce pür dikkat ders çalışan mini etekli, ful makyajlı kızları görünce şaşırmış mıydım tam hatırlamıyorum ama şimdi düşününce şaşırmış olmam lazımdı o halimle. O nasıl bir azimdi. O nasıl bir program hazırlayıp onu en iyi şekilde uygulama mücadelesiydi öyle. Hele başarılarını gördükçe, yüksek notlarını, aldıkları kabulleri, dolgun cvlerini.. Yani nasıl oluyodu. İmaj olarak partilerden kuaförlerden ne bileyim plajlardan başka hiçbir şeye vakit bulamayacağını düşündürten kızların bu harikulade azimleri beni hem şaşırtmış, hem mutlu etmiş hem de biraz utandırmıştı. Sonraları pek çoğunun başarı hikayelerini duydum gördüm. Gıyaplarında kendilerine gıpta ettim hayran kaldım. Hayvanlara doğaya ve muhtaç insanlara karşı duyarlılıklarını görünce insaniyet namına onlardan çok şey öğrendim. Hafifmeşreptiler ama çok da şahane insanlardılar. Hepsi böyleydi demiyorum ama böyle çoğuna denk geldim. O yüzden kimseyi görüntüsüyle yargılamamak gerektiğini, önce tanımak gerektiğini yaşayarak öğrenmiş oldum.